9 Aralık 2010 Perşembe

Aşk denilen ürpertiyi tamamen tüketmiş ve içimden çıkarmışken. ara ara gelen titreşimler ve minik heyecan nedir bilmiyorum. ne yani boşluğa mı aşık oluyorum... eğer gerçekleşirse bir hiçliğe aşık olan kadın olarak tıp dünyasına yeni bir hastalık adı ekleyebilirim. hava lodos ve bol ürpertili. sanki yaz gelecek gibi. halbuki aralıktayız. evlerin pencereleri açık..tv'de spiker heyecanla haber sunuyor, mutfaktan tabak,çanak sesleri geliyor.. arada bir kaç köpek uyuşuk uyuşuk havlıyor... yaz sesleri sanki bunlar. yoksa vücudum bahar geliyor zannedip hormonlarımı mı uyardı... bu durumda bile mutsuzluk peşimdeyken üstelik. yarına umutla bakamamak.. uzak değil hemen ertesi gün olan yarın'A ... yarın için hiç bir planım yok.. diğer gün için de öyle aralığın 12 si için de. 15 .. 20 si.. hatta ocak ayının 25 i için de planım yok... işte boşluk... işte sebepsizlik... işte bol boğazlamalı,bol ağlamaklı bir yalnızlık filmi... konuşmayı unuttum.. ne tuhaf. konuşamıyorum. bebek cümleleri biliyorum biraz. ama cümle kuramıyorum. zamanında konferansalarda yüce bir cesaretle konuşan kadın.. artık susmuş. en sevdiği yazarla ciddi dil anlatım tartışmalarına girebilen kadın artık dilini unutmuş... sürekli kahve içiyorum. acı,sert,kekremsi,pürçekli,buz gibi,dumansız,yoğun.. daha fazla daha fazla kahve.. uyuşturuyorum beynimi. dış dünyaya kapalıyım. tamamen içerdeyim. en kuytu köşemde bekliyorum . neyi?  sonsuzluğu... ! bazen çıkıyorum saklandığım yerden bir fincan daha kahve alabilmek için.. kahve koyacak temiz fincan,bardak,tabak,kaşık bulamıyorum... işte o noktada kendimi sokaklarda yaşayan adamlara benzetiyorum. mikropla dost olmuş, temizlikle tanışmamış adamlara.. temiz fincan bulamayınca boş boş aynaya bakıyorum.. kaşlarım mı o sağlı sollu çıkan siyah tüyler? dudağımın üzernde de var.. aaa.. ne tuhaf burnumda siyah noktalar var. bir noktadan bir noktaya çizgi çeksem bir resim oluşur mu acaba? dudağımda geçmek bilmeyen kocaman bir yara. öpülmemekten belki de:) öpülmüyor ,öpülecek yer yok çünkü dudağımda.gözlerim sanki hiç görmüyor gibi. balık gibi bakıyorum aynaya. kendi pasaklılığımı düşünürken bir fincan yıkıyorum,fincan elimde büyüse de.. sanki o köpükler hiç tükenmeyecekmiş gibi milyonlara bölünse de ısrarla yıkıyorum.. hmmm sıcak sımsıcak kahve.. ne kadar güzel benim için hayat.. kaprissiz ,neşeli,  enerji dolu bir kahvem var elimde. tekrar gömülüyorum kuytu köşelerime. her ne kadar bakımsızlıktan ölecek noktasına gelsem de.. canımı sıkmıyor bu durum. salmışlığın bu kadarı işte...bloglarında bugün bunu giydim, şuraya gittim,bugün bunu aldım, yanına da bunu aldım çok yakıştı, en sevdiğim kıyafetim... vs yazanlara imreniyorumm... immmmreeeeniyorum... ben nasıl bu kadar kolay uzaklaşabildim kendimden.. peki ya ne zaman bulucam? o kadar çok özledim ki... o kadar çok özledim ki kendimi.. beni..hani bir kız yapmıştım. ufacık. serçe parmağı kadar bi şey. işte o kız gibiyim. minnacık bir kutunun içinde aynen onun gibi dizlerimi karnıma çekmiş oturuyorum... kuytu köşemde. kimse görmüyor, kimse dokunmuyor...ve onun kadar ruhsuzum. ruhumla bedenim kaybetmişler birbirlerini. ve bedenim ölmek üzere. can çekişiyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder