15 Kasım 2011 Salı

Gece Türküsü




                       Bir gece türküsü yazmaktı niyetim. Uzak diyarlarda ağır başlı dağların olduğunu bildiğim, köylerin altında gizli bir sır gibi pustuğunu bildiğim, rüzgarın tüyler ürperden ruhlara ulaştığını,cinlerin perilerin tıkır tıkır konuştuğunu, soğuk suların sessizliğe rağmen şırıl şırıl derelerden aktığını bildiğim gibi. Yazacaktım belki de gerçekten böyle bir türkü, başında gezinen koca bulutlarına inat, korkusuz ve rüyasızca yazacaktım içimde masum kalmış bir çığlık sesiyle. Anlatınca kelimelerle ben tüm boşlukları, bin beş yüz köylü uyanacaktı korkuyla, ürperip paltolar atacaklardı omuzlarına, ayakkabılarını yarım ayak geçirip kapılardan bakacaklardı uykulu gözlerle. Mızıklayan sokak köpekleri havlayacak, köyün delisi şıkıdım şıkıdım oynamaya başlayacaktı. Ay, dede gibi grileşecek sakallarına bürünüp bulut arkasına saklanacaktı. Ben kelimelere ezgiler yağdırmaya devam edecektim. Gizli kalmış tüm çığlıklarımı bir türküye çığırıp, çisil çisil yağacaktım dağ köylerine. Köylüler bir ağızdan, bir beyinden düşüneceklerdi ''bu bir türküdür, yağar geçer üzerimizden''. Döneceklerdi sonra etamin nakışlı yastıklarına. Ben damlarına çıkacaktım o vakit, şıp şıp akıtacaktım tüm kelimeleri. Uzun upuzun gecelikleriyle pembe beyaz kadınlar kap kacak koyacaklardı kelimelerimin altına. Ben sadece bir türkü yazacaktım...
       

                     Oradan geçip giden bir türkü olmalıydı bu. Bir ormandan köpüre köpüre , önüne kattığı dalı budağı savuran bir rüzgar olmalıydı. Gece başlayıp gece tükenmeliydi. Nakarat nakarat basmalıydı tüm köyün üzerine. Kokular savurmalıydı. Ihlamur, kestane, iğde gibi yakılmalıydı bu türkü. Sonra içinden yeni gelinlerin sandıkları, dedelerin tütün tabakaları, ormancıların kıymık acıları, ninelerin tostoparlak suratları, annelerin ekmek unları geçecekti. Biri haykırıp çocuklar doğuracaktı ay gibi geniş bedeninden, bir adam kendini palamut ağacına asacaktı, bir dede gümüş sakalını toplayıp tırs tırs sabah namazına yetişecekti.  Ben ağzımın sımsıkı bağlanmış iplerini çözüp, boş çuvallar gibi savuracaktım, belki köpükler saçacaktı kıpırdayan dudaklarım, ezgi ezgi kokacaktı nefesim, boğazımın derin karanlığında tıkanıp tekrar nakaratlanacaktım. Siyahların arasında bir görünüp bir kaybolan yıldızlar gibi parlayacaktı sesim ve ben bir gece türküsünü bir küçük köyün üzerine yıkacaktım...
                                                  


                           Ey Meryem !
                           Pişmanlığımızdır
                           Seni bir güneş kılan
                           Beni de bir gece
                           Gelsen kararır dünyam
                           Gitsen yine karanlıktayım !



'' Devinim geceye doğru, gece bana doğru, sen bir boğazdayken ben başka boğazda, sen doğuya doğru ben batıda, gece bitmeyecek bir türküye doğru, devinim geceye doğru, gece bana...''

                                                                                               



  Meryem Boz Tümer

4 yorum:

  1. Teşekkür ederim canım:)

    YanıtlaSil
  2. Sen yazarak duygularını nasılda böyle içtenlikle anlatıyorsun. Yüregine saglık Aymem..

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkür ederim Aslım. Her gün en az bir öğün almam gerekiyor yazma ilacını yoksa deliriyorum ben:) Aslında anlatamadıklarım var ondan yazıyorum belki de bilemiyorum.. bunun için bile saatlerce bir şeyler yazasım var ..

    YanıtlaSil